Sevgili okurlar; geçen haftanın en önemli gelişmesi kuşkusuz Hrant Dink davasının hiç kimseyi tatmin etmeyen sonucuydu. Kanlı cinayetin sadece iki kahvehane lümpeninin üzerine yıkılması, cinayette ihmalleri bulunan devlet görevlilerinden hesap sorulmaması mantıkları zorladığı gibi vicdanları da ağır yaraladı. Ancak olayın arkasında derin güçler arayanların söz ve tutumları da hayret vericiydi.
Örgüt beğenmek
Dink davasının sonucuna kamuoyu ortak tepki verdi ama, özellikle AKP tarafı, yandaşları ve yalakaları ısrarla Ergenekon’u hedef göstermeye çalıştı. Bunlar neredeyse üşütüp grip olmalarından bile ne idüğü belirsiz Ergenekon’u sorumlu tutacak hale geldiler. Bu nasıl Ergenekon’sa, Dink’i öldürmek isteyenler de, katilleri ortaya çıkarmak isteyenler de aynı kişiler aslında. Mantıksızlığı da görmüyorlar.
Ergenekon yok diyebilmek
Zaman zaman Ergenekon diye bir örgüt olmadığını söylediğimde, öfkeye kapılanlar oluyor. Ama söylediğim şu; geçmişten günümüze kendini devleti korumakla yükümlü hisseden kimileri, yasa ve hukuk dışı işlere bulaşarak, başta cinayetler olmak üzere pek çok suç işlediler. Bunları ortaya çıkarmak ayrı, beğenmediğiniz herkesi bu kapsamda toplayıp hapishanelerde çürütmek ayrıdır.
Terör örgütü yaratmak
AKP’nin “kapatılmama” kararından sonra “Bir daha başıma böyle bir iş gelmemeli” diyerek başlattığı Ergenekon operasyonunun eksik ayağı “terör örgütü” olarak tanımlanabilmesiydi. Bunu sağlayabilmek için Danıştay cinayeti akıl almaz sözde kanıtlarla Ergenekon’a monte edildi. Ama tek bir olay herkesi kapsamaya yetmiyor. Dink davası ve belki başkaları bunun için Ergenekon kapsamına alınmak isteniyor.
Oyuna gelmemek gerek
Hukuk burada oyuna gelmemeli. Hırant Dink davası mutlaka daha kapsamlı araştırılmalıdır. Ancak AKP yandaşlarının hezeyan dolu bağırışlarının altında ezilerek davayı hemen Ergenekon’a bağlamak hukuku çiğnemek olacaktır. Özel yetkili savcılar ayrı bir soruşturma başlatarak cinayette adı geçen herkesi tekrar değerlendirmeye almalıdır. Ancak bunun AKP ve yandaşlarının canını sıkması ihtimali vardır.
Arkasından ne çıkar?
Dink olayını Ergenekon’a mal etmek kolay yoldur. Oysa bu olayda şimdilik “ihmalleri var” denilen bütün yetkililer AKP iktidarı döneminde göreve getirildikleri gibi neredeyse tamamı bu cinayetten sonra terfi etmişlerdir. Savcıların sıkı bir inceleme yapması halinde karşımıza hiç beklenmedik bir örgüt çıkma ihtimali de vardır. İktidarın bunu göze alması mümkün olmayabilir. O halde yapılacak bellidir.
Ekle Ergenekon’a kurtul
Hukuka uysa da uymasa da bu dava yakında Ergenekon’a monte edilecektir. Ondan sonra kimsenin aklında gerçeğin ortaya çıkması, Hırant için adalet sağlanması kaygısı da kalmayacaktır. Ortada her kötülüğün anası bir örgüt olduğuna göre bazıları Dink olayını da çözmüş olmanın huzuru içinde Türkiye sevgisizliğine kaldığı yerden devam edecektir. Bu ibret verici bir oyundur. Türkiye bunu hak etmiyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi
Geçen hafta Meclis Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğuna ilişkin bir kanun teklifini kabul etti. Şimdilik sorun çözülmüş gibi görünmekle birlikte, kısa bir süre sonra daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalabiliriz. Daha önce de söylediğim gibi 2012 Cumhurbaşkanlığı için seçim yılı olabilir. Bana göre şu anda görünmeyen bir savaş var, bunun ilk ateşi de böyle yakılabilir.
Anayasa Mahkemesi
Henüz bir karar açıklamadılar ama parti çevrelerinden aldığım izlenimlere göre eğer Gül bu yasayı onaylarsa CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecek. Anayasa Mahkemesi konu önüne geldiğinde hayli sıkıntılı günler yaşayacaktır. Çünkü kamuoyuna ve iktidara mantıklı gibi gelen “7 yıl” anayasal açıdan doğru kabul edilmeyebilir. Unutulmamalıdır ki, Anayasa Mahkemesi elindeki anayasaya göre karar verir.
Önceden yapılacaktı
Eğer Cumhurbaşkanı’nı halkın beş yıl için seçmesi ile ilgili anayasa değişiklikleri yapılırken, bundan önce seçilecek cumhurbaşkanının görev süresinin 7 yıl olacağı da yazılmış olsaydı şimdi bu sorunu yaşamayacaktık. Oysa şu anda elimizde yeni bir anayasa var ve Anayasa Mahkemesi bu metne göre karar vermek durumunda. Elimizdeki anayasa ise görev süresini çok açık biçimde tarif ediyor.
Kimin örgütü?
Ergenekon’un içinde kim olduğu belli değil. Çünkü herkes içinde. Bu örgüt Veli Küçük’lerin, Kemal Kerinçsizler’in, mafyacıların örgütü mü, yoksa Mustafa Balbay’ların, Tuncay Özkan’ların, Nedim Şener’lerin, Soner Yalçınlar’ın, İlhan Selçuk’ların örgütü mü? Ortaya çıkan her olaya göre tutuklulardan bazıları ile bağlantı kurarak “İşte görüyorsunuz, bu darbe örgütü, terör örgütü değildir de nedir?” diye sorulamaz.
Eskisine göre olur mu?
Anayasa Mahkemesi maddeye bakacak. Maddede Cumhurbaşkanı’nın beş yıl için seçileceği yazıyor. Her ne kadar “halk tarafından seçilir” ibaresi Gül’ün 7 yıl görevde kalması gerektiği gibi bir mantığa oturuyorsa da, bir önce seçilen cumhurbaşkanına bir atıfta bulunulmadığına göre Anayasa Mahkemesi “Herkes yeni anayasaya uyarken bir kişi için eski anayasa uygulanamaz” sonucuna varabilir.
Siyasi sonuçları
Bu yazdıklarım elbette varsayım. CHP Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyebilir, Anayasa Mahkemesi talebi reddedebilir, ancak Gül’ün 7 yıl yerine 5 yıl görevde kalması ihtimali, bir dizi siyasi çalkantıyı beraberinde getirecektir. Kuşkum bunların önceden planlanıp planlanmadığı hakkında. Gül’le Erdoğan arasında gözle görünmeyen bir çekişme yaşandığı hissine kapıldığım oluyor zaman zaman.
Erdoğan’a eleştiriler
Başbakan Erdoğan kuşkusuz siyasetin en güçlü ve karizmatik lideri. Ancak kendisiyle birlikte güçlenen AKP’nin de bir güç odağı olduğunu ve üstündeki gücün partiyi zehirlediği de bir gerçek. Son zamanlarda Erdoğan’a yönelik eleştiriler, özellikle bazı cemaatlerden yükselen aykırı sesler bu iktidar savaşının giderek kızışacağının işaretleri. Abdullah Gül bu noktada pozisyon alıyor bana göre.
Seçim kampanyası gibi
Gül’ün son bir yıldaki tutum ve davranışları tipik bir “seçim kampanyası” niteliğinde. Sürekli gülümseyen bir yüz, aile fotoğrafları, tweet atmalar, Facebook kullanmalar, YuoTube’dan soru cevaplamalar, “her şeyin sorulduğu” TV programlarına çıkmalar sanki Gül’ün “Bir kere daha aday olmalıyım” duygusunun dışa vurumu gibi. Gül’ün Çankaya’yı bir süre daha bırakmak istemediği çok açıkça görülüyor.
Partinin başına döner mi?
Sanılanın aksine ben Gül’ün Çankaya’yı bıraktıktan sonra AKP’nin başına döneceğini hiç düşünmüyorum. Gül, partiyi Erdoğan’ın yüzde 49 çıtasına bir daha çıkaramayacağını bilecek kadar siyasi deneyime sahip. O halde Çankaya’da bir dönem daha oturmak istemesi de çok doğaldır. Bu nedenle yasayı veto etmez ama Anayasa Mahkemesi’nin “5 yıl” kararına da içten içe sevinebilir bile.
Erdoğan’ın adaylığı
Cumhurbaşkanlığı seçimi 2012’de de 2014’te de olsa rakipsiz adayın Tayyip Erdoğan olduğu kesin. Ancak sorun şu ki, seçim 2012’de yapılmak durumunda kalınırsa ve Gül adaylıkta ısrar ederse ne olacak? Ya da Erdoğan aday olmak isteyecek mi? Seçim 2012’de olursa, Erdoğan iki dönem seçilse bile 2022’de görev süresi bitecek ve hedefi olan 2023’ü dışarıdan seyredecek.
5 yılı göze alır mı?
Aslına bakarsanız 2012’de seçim olursa Erdoğan Gül’ün tekrar aday olmasını kabul edebilir. Hatta baskın bir seçimle anayasayı değiştirecek güce kavuşup 2017’ye kadar iktidarda kalabilir. Çankaya’ya “Başkan” olarak çıkabilir. Sorun AKP iktidarının 5 yıl daha aynı gücü koruyup koruyamayacağındadır. Yaklaşan tehlikeler Erdoğan’ın hızlı bir yıpranmaya girmesine neden olabilir.
İşine de gelebilir
Tabii tersten bakarsak, Erdoğan’ın hem sağlık durumunu dikkate alarak hem de giderek büyüyen sorunların kendisini yıpratmasına ve popülerliğinin düşmesine yol açmadan Çankaya’ya atlayıp 10 yılını orada geçirmek isteyebileceği de düşünülebilir. Bugün sizlerle varsayımlara dayalı bir ufuk turu yapmak istedim. Siyasetin her an değişebileceği gerçeğini bir kere daha dile getirmeyi amaçladım.
Hepinize iyi haftalar dilerim…